google.com, pub-9083664284382284, DIRECT, f08c47fec0942fa0
19 Ağustos 2022 Cuma
Hasan Subaşı’dan 6. Yargı Paketi’ne sert eleştiri:
“Söylemler ile eylemler farklı”
İYİ Parti Antalya Milletvekili Hasan Subaşı, TBMM’nde görüşmekte olan Hakimler ve
Savcılar Kanunu ile bazı kanunlarda değişiklik sağlayacak 6. Yargı Paketi’ni eleştirerek,
“Yargı reformu adı altında açıklanan paketlerin hiçbiri reform niteliğinde değildir” dedi.
İYİ Parti adına 6. Yargı Paketi’nin birinci bölümüne ilişkin konuşan Antalya Milletvekili
Hasan Subaşı, görüşülen teklifin hükümet tarafından 6. Yargı paketi olarak adlandırıldığını
hatırlatarak; “Yargı Paketlerinin amacını ilk kez dönemin Adalet Bakanı Abdülhamid Gül
Adalet Komisyonu üyeleri ile yaptığı toplantıda dile getirmişti. Biz de sorunun siyasi baskı ve
müdahalelerle, uygulamada yaşanan aksaklıklardan kaynaklandığını söylemiştik” dedi.
Hepsi demokratik ama!..
Subaşı daha sonra 2019 yılının mayıs ayında Cumhurbaşkanı tarafından ‘Yargı Reformu
Stratejisi Belgesi'ni kamuoyuna açıklamasıyla kanunlarda art arda değişiklik iradesi ortaya
konulduğunu tekrar hatırlatarak, şunları söyledi:
“Belgenin sunumunda ise; hak ve özgürlüklerin korunması ve geliştirilmesi, yargı
bağımsızlığı, tarafsızlığı ve şeffaflığın geliştirilmesi, insan kaynaklarının niteliğinin ve
niceliğinin artırılması, savunma hakkının etkin kullanımının sağlanması, adalete
erişimin kolaylaştırılması gibi amaçlar belirlenmişti; belirlenen amaçlar doğrultusunda 63
hedef konulmuştu. 2019 yılından bugüne 5 yargı paketi geçti ve bu tekliften önce kanunlaşan
reform paketleriyle hedeflenen amaç ve faaliyetlerin çoğunun gerçekleştiği ilan edildi. Edildi
ama neredeyse torba teklif şeklindeki yargı paketlerinden hiçbirinde yargının temel
sorunlarına ilişkin düzenlemeler ve iyileştirmeler yer almadı. Daha doğrusu Demokrasi adına
verilen sözlerin hepsi sözde kaldı. İşte bunun adı reform değil bir aldatmacadır.”
Nerede basının ifade özgürlüğü?
Basına ifade özgürlüğü getirdiği açıklanan birinci yargı reformu paketinden hemen sonra
basın mensuplarının görevleri ve yazdıkları yüzünden tutuklandıklarını söyleyen, aynı şekilde
"Af kanunu" olarak adlandırılan ikinci yargı reformu paketi çıktıktan sonra da Meclise
getirilen çoklu baro düzenlemesinde ise baro başkanları görüşlerini dahi ifade edemediklerini
dile getiren Hasan Subaşı, konuşmasına şöyle devam etti:
Hakimler sürgüne gönderildi.
“O dönemde baro başkanları; Anayasal hakları olan gösteri ve yürüyüş hakkını kullanmak
istemişler ama polis çemberine alınarak engel olunmuştu. ‘Kadına Şiddete Sıfır Tolerans’
başlığıyla sunulan dördüncü yargı reformu paketi öncesi ise İstanbul Sözleşmesi'nden tekli
iradeyle çıkılmıştı. Cumhurbaşkanı tarafından açıklanan Yargı Reformu Strateji Belgesi'nde
yer alan ‘Belirli bir mesleki kıdeme sahip hâkim, savcılar için coğrafi teminat getirilecektir’
hedefi, yerine getirilmek şöyle dursun, Kaşıkçı davasında olduğu gibi, şerh yazan hâkim,
hâkimlik teminatı yok sayılarak sürgüne gönderilirken AİHM ve Anayasa Mahkemesi

kararlarını tanımayan hâkimlerin terfi ettirildiği, savcıların yargılama faaliyeti nedeniyle
başsavcılara bağlı hâle getirildiği, henüz hafızalarda yerini korumaktadır”
Söylemle eylem farklı
Reform paketlerindeki söylemler ve ardından gelen eylemler farklılık taşıdığını dile getiren
Antalya Milletvekili Hasan Subaşı, “Söylemlerin artık samimiyetten uzak olduğu kanaati
yerleşmiştir. ‘Yargı reformu’ adı altında açıklanan paketlerin hiçbiri reform niteliğinde
değildir. Oysa reform olması için mevcut Anayasa'da ve yasalarda güvence altındaki
haklardan ileriye ulaşılması gerekirdi. Geçen üç yıllık süreçte yargıda, hukukta, adalet ve
özgürlüklerde gerilediğimiz, giderek otoriter bir rejime evirildiğimiz artık tüm dünyanın
malumudur. Maalesef, yargıya güven, hiç olmadığı kadar erozyona uğramıştır. Baskılara
direnen, hukuk ve adaletin hâlâ yılmaz savunucusu hâkim ve savcılarımız vardır ama azınlıkta
kaldıkları bilinen gerçektir, bir kısmı da artık mesleği bırakma aşamasındadır. Yasa teklifinde
yer alan hâkim ve savcı yardımcılığı müessesesini getirme fikrine itirazımız yoktur ama
itirazımız baskı kuran siyasi erkedir, taraflı Cumhurbaşkanı hükûmet sistemiyle tüm tarafsız
ve bağımsız kurumların tahrip edilmesinedir” diye konuştu.
Yine, bu teklifte yer alan noterlerle ilgili değişiklikler konusunda Noterler Birliği’nin
görüşünün dahi alınmadığına dikkat çeken Hasan Subaşı, şunları söyledi:
“Yasa teklifinde noterlerle ilgili önemli görülen değişiklik 9'uncu ve 13'üncü maddelerde
yoğunlaşmıştır. Komisyondaki itirazlarımız üzerine noterlerin atanma usulünü kökten
değiştiren 9'uncu maddenin metinden çıkarıldığı ileri sürüldü. 9. Madde ile noterlerin atanma
usulü kökten değiştiriliyordu. Buna göre 2 kez ilana çıkmasına rağmen başvuru olmazsa alt
dereceden noter ataması yapılacaktı. Noterler Birliği ise ‘Bakanlık, atama yapmak yerine
görüşümüzü alarak başvuru yapılmayan noterliği kapatıp cazip noktalara yenisini açabilir’
diyor.
Teklifin 13’üncü maddesiyle; taşınmaz satış sözleşmesinin düzenlenmesinden dolayı oluşan
zarardan noterler sorumlu tutuluyor. Yani noter kusurundan bağımsız olarak kusursuz
sorumlu yapılıyor. Ancak Türk Medeni Kanunu’nun 1007’nci maddesine göre ‘Tapu sicilinin
tutulmasından doğan bütün zararlardan Devlet sorumludur. Devlet, zararın doğmasında
kusuru bulunan görevlilere rücu eder’ hükmü ile kusur sorumluluğu esas alınmıştır. Bu
çelişkinin giderilmesini ve kusur sorumluluğunun esas alınmasını gerekmektedir.”

Sorunu yarat suçu başkasına at
Subaşı, "stokçulukla mücadele" adı altında Türk Ceza Kanunu 237. maddesi ve mal veya
hizmet satımından kaçınma başlıklı 240. maddelerinde yapılan değişiklikler ile AK Parti
iktidarının bizzat neden olduğu sorunları başkalarının üzerine atma çabasından dolayı yapılan
bir değişiklik olduğuna dikkat çekerek, sözlerini şöyle tamamladı:
“Yalan haber ve havadisle fiyatları etkileyenler ile mal ve hizmet alımından kaçınanlara
verilen cezaların artırılmasını hedefleyen teklif sahipleri aslında gerçeği gizlemek isteyenlerin
aracı olmaktadır. AK Parti iktidarının yıllardır uyguladığı üretime değil ranta dayalı ekonomi
politikaları, kamu kaynaklarının iktidara yakın iş insanlarına aktarılması ve yolsuzlukların
hâkim olduğu ekonomi modelinin kaçınılmaz sonucu yüksek enflasyon olmuştur.
Başta tarım olmak üzere her alanda girdi maliyetlerinin en az %300'ün üzerinde artış
gösterdiği bir ortamda, ‘fiyatlar yalan haber ve havadisle arttı’ algısı yaratılarak cezaları

arttırmak, dikkat dağıtmak ve çaresizliğini göstergesidir. Enflasyon sorunu gerçekçi ve akılcı
para ve kur politikalarıyla ve bu politikalarla uyumlu mali yaklaşımla çözülebilir. Bu tür
cezalarla bunu çözmek mümkün değildir.”
Yorumlar0
Onay Bekleyenler0

Okuyucu Yorumları